Ümit Yenişehirli yazdı: Bugün bayram…
Yusuf Balıkçı

Müslümanın iki büyük bayramından biri olan Ramazan Bayramı’na eriştik.

İslam dünyası, Gazze ve yeryüzünün değişik coğrafyalarında zulme uğrayan Müslümanların acısını yüreğinde taşırken karşılıyor bayramı.

Müslümanların gönlünde, dilinde, “İnşaallah kardeşlerimizin yaşadığı zulüm sona erer.” duası varken yaşayacağız bayramı. Yine de her şeye rağmen, bugün bayram…

BAYRAMIN KÖKENİ, TEKRAR TEKRAR KUTLAMA

Bayramlar, en eski devirlerden itibaren toplumların hayatında her zaman özel bir yere sahip olmuştu. İnanç, kültür ve gelenek çizgisinde kendisini görünür kılan bayramlar, toplumu ortak değerler bütünü etrafında toplamasıyla öne çıkıyordu.

“Bayram” kelimesi, bize Farsçadan gelmişti. Kâşgarlı Mahmut, “Sevinç ve eğlence günü” anlamındaki “beyrem / bayram”ın, Oğuzların telaffuzuyla Müslüman Türklerin arasında kullanılmaya başladığını yazmıştı. Arapçada ise bayrama “ıyd” denilmekteydi. Bu kelimenin kökeni, “tekrar dönmek” anlamı taşıyordu.

İslam öncesi Arap dünyasında da bayramlar vardı ve her yıl kutlanma pratiğinden dolayı, bayramlar geri gelmiş oluyordu. Eski Arapların Hicaz’daki en büyük bayramı Kâbe’deki Hac’tı. Hac ise yine kökeninde dönmeye ilişkin bir mana taşıyordu. Keza, tavaf da Kâbe etrafında dönerek yapılan ibadetin adıyken, bu ibadete aynı anlamda dönme kökenli “devar” da denilmekteydi. İngilizceye Latinceden geçen Batı dünyasındaki “celebrate” ise “kalabalık katılımlı eğlence” demekti.

ESKİ ÇAĞ BAYRAMLARINDA MAHKÛMLAR AFFEDİLİRDİ

Bayram, antik çağlarda da vardı ve hatta o devirlerde sayısı çok daha fazlaydı. Toplumlar, bol ürün elde edilmesinden kazanılan bir savaşa kadar muhtelif vesilelerle kutlamalar yaparlardı. Yahudi ama en çok da Hıristiyan geleneğinde ise geride kalan çağlardan devralınan bayramları ilk zamanlar azaltma yoluna gidilmişti. Özellikle Hıristiyan din adamları bu eski bayramlardaki taşkınlıkları hoş karşılamıyordu. Zaman içerisinde, çeşitli vesilelerle bayram sayıları tekrar artmıştı.

Bayramlar hemen her toplumda, kaynaşmanın, karşılıklı muhabbetin bir vesilesi olarak değerlendiriliyordu. Bu yaklaşımla da birçok ülkede bazı mahkûmlar, bayram münasebetiyle geri kalan cezaları affedilerek salınıverirlerdi. Nadir de olsa günümüzde de bu uygulamayı sürdüren kimi devletler bulunuyor.

“ÜZÜNTÜ BAYRAMLARI”…

İslam dünyasında bayram, toplumsal neşe ve huzurun tavan yaptığı günler olurken, kimi dini topluluklarda ise bu tamamen tersine bir anlayışla yaşanmaktaydı. Bu ilginç yaklaşım, en fazla Yahudi topluluklarında görülmekteydi. En bilinen bayramları “Pesah” (Hamursuz) olan Yahudiler, bugün de geçerli olmak üzere yedi özel günü kutlamakta. Yahudilerin bayramlarının neredeyse tamamı ise geçmişte başlarına gelen kötü olayları yeniden yeniden canlandırma üzerine kuruluydu.

Yahudi ilahiyatçıları, böylesi acı olayların unutulmaması ve bunu kendilerine yapanların affedilmemesi gerektiği düşüncesiyle söz konusu anlayışı topluma yerleştirmişlerdi. Bu o kadar öyleydi ki, bayramlarda, çölde mahsur kalmayı anmak için çöle gidip, çadır kurup, kısıtlı yiyeceklerle birkaç gün burada kalma, acı şarap içme, tadı kötü otlar yeme gibi ritüeller Yahudi bayramlarında görülebilmekteydi.

Hıristiyanlar da yine Yahudiler gibi; bayramları, Allah’a yaklaşmak için bir vesile saymaktan daha çok, kötü hatıraları canlandırmaya vesile kılmaktaydılar. İslam bayramlarındaki şükretme, rahatlama, neşelenme anlayışı yerine bu bayramlarda insanları zor süreçlere sokmak, mesela hemen her bayram gününde – kimi yiyip içmelere izin verilmekle birlikte – oruç tutmanın, perhiz yapmanın şart olması gibi özellikler dikkat çekmekteydi.

VE BİZİM BAYRAMLARIMIZ…

Dinimizde, Ramazan ve Kurban olmak üzere iki bayram bulunuyor. Arapçada “îdü’l-fıtr” ve “îdü’l-adhâ” şeklinde adlandırılan her iki bayram da Hicret’in 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştı. Esasen, Ramazan orucu ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren müminler, sonraki ayın (Şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardı. Hac ibadeti, Hicret’in 9. yılında farz kılınmasına rağmen, Kurban bayramı da yine ikinci yılda kutlanmaya başlamıştı. Ensar Medine’de; eski devirlerde kendilerinin iki bayramının olduğundan bahsedince, Peygamber Efendimiz (sav), “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, Ramazan ve Kurban bayramlarıyla değiştirmiştir.” buyurmuştu.

HZ. PEYGAMBER: BAYRAMDAKİ İLK İŞİMİZ NAMAZ KILMAKTIR

Müslümanların, her iki bayrama da namaz kılarak başlaması ise bir Hadis-i Şerif’e dayanmaktaydı. Hz. Peygamber’in, “Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır.” hadisiyle birlikte bayram sabahlarında cemaat halinde namaz kılınması başlamıştı. Bayramlara önceden hazırlanılması, bu günlerde temiz ve güzel elbiselerin giyilmesi, gusledilmesi, dişlerin fırçalanması, güzel kokular sürülmesi, güler yüzlü olunması, namaza mümkünse yürüyerek gidilmesi ve dönüşte başka bir yolun kullanılması, çokça sadaka dağıtılması, fitrenin namazdan önce verilmesi, namaza giderken tekbir getirilmesi mendup sayılmıştı.

BAYRAMDA TATLI GELENEĞİ NASIL BAŞLADI?

Bayramlarda tatlı ve şekerin tüketilmesi de yine Resulullah Efendimiz’in bir sünnetine dayanmaktaydı. Ramazan bayramlarında namaz, “musallâ” (namazgâh) alanda kılınırdı. Peygamber Efendimiz, ilk Ramazan bayramında musallâya çıkmadan önce hurma yemiş, sonraki bayramlarda da bunu âdet haline getirmişti. İşte bu âdet, sünnet telakki edilerek, bayramda tatlı ve şeker ikramı geleneğini doğurmuştu. Zamanla daha da yaygınlaşan ve çeşitlenen bu âdet uyarınca, Bağdat’ta 900’lü yıllardaki bayramlarda, halkın davet edildiği, kimisinin uzunluğu 150 metreyi bulan “tatlı sofraları” kurulmuştu.

İSLAM DEVLETLERİNDE BAYRAM

Asr-ı Saadet’teki bayramlara ilişkin coşku, sonraki İslam toplumlarında da kutlamalar çeşitlenerek devam etmişti. Emevîler, Abbasîler, Selçuklular ve Osmanlılar ile diğer İslam devletlerinde her iki bayram da tam bir toplumsal şölene dönüşürdü.

Bağdat, Kudüs, Şam, İstanbul gibi büyük şehirlerde Ramazan ve Kurban bayramları parlak merasimlerle kutlanırdı. Devlet yöneticileri, azınlıkların sayısının çok olduğu şehirlerde kutlamalara daha da önem vererek, İslam’ın ihtişamını gösterme ve başka dinlerden toplulukların gönlünü Müslümanlığa ısındırma amacı güderlerdi. Halka hediyeler dağıtmak, fener alayları düzenlemek, cami ve önemli binaları ışıklarla donatmak, deniz ya da nehirlerde kandil ve meşalelerle kayıklar dolaştırmak, şehirlerin pek çok noktasında tatlı ikram etmek, ziyafetler vermek, kurban etlerini fakirlere dağıtmak, topluca kabristanları ziyaret etmek, yoksulları evlendirmek, sadaka dağıtmak İslam toplumlarındaki bayram kutlamalarının ayrılmaz parçalarıydı.

- Sargon Erdem, İbrahim Bayraktar, Nebi Bozkurt, Özdemir Nutku, TDV İslam Ansiklopedisi, Bayram Maddesi