Ekranın Sessiz Şiirleri…

Hayatta bazen gözümüzün önünde duran bir hikâye, bizi en çok etkileyen olur. Çoğu zaman fark etmediğimiz detaylar, aslında koca bir dünyayı anlatır. Ekranın karşısında sessizce otururken, bize kendimizi ya da hayal bile edemeyeceğimiz başka hayatları gösteren yapımlar vardır. Bu hafta, sizi bu sessiz şiirlerin içine çekmek isteyen iki önerim var: biri umut dolu bir yolculuk, diğeri ise sıradan insanların içindeki kahramanlık.

The Detectorists (2014-2017)

Hiç kimsenin dikkatini çekmeyen bir İngiliz kırsalı… Ve orada, metal dedektörleriyle hazine arayan iki adam. The Detectorists, yüzeyde bir komedi dizisi gibi görünse de aslında çok daha derin. Sadeliğin, dostluğun ve insanların hayallerine tutunma çabasının bir övgüsü.

Hayatta da böyle değil midir? Hepimiz, görünmeyen bir hazine ararız. Bazen o hazine bir başarı, bazen bir dostluk, bazen de geçmişten gelen bir hatıradır. Bu dizi, günlük yaşamın sessizliğinde büyüyen hikayeleri izlemek isteyenler için bir şölen.

Paterson (2016)

Adam Driver’ın muhteşem performansıyla hayat verdiği Paterson, küçük bir kasabada otobüs şoförü olarak çalışan sıradan bir adam. Ancak sıradanlık, Paterson için yalnızca bir maskeden ibaret. Her gün yaşadığı basit olayları şiirlere döker ve her dizede hayatın derin anlamını arar. Jim Jarmusch’un bu filmi, hayatın basit anlarında gizlenmiş güzellikleri bulmanın bir kutlamasıdır.

Günlük koşturmacada hepimiz detayları kaçırırız. Bir kahve kokusu, bir çocuğun gülüşü ya da bir sokak lambasının altında yağan yağmur… Paterson, bize bu küçük anların ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır. Çünkü hayat, basit detaylarda saklıdır.

The Detectorists ve Paterson, bize hikayelerin yalnızca büyük olaylarda değil, küçük anlarda da saklı olduğunu gösteriyor. İnsan olmanın anlamını, basit bir bakış açısıyla sunan bu yapımlar, izleyen herkese dokunmayı başarıyor…

Başa dön