Sanayicilerin Sessiz Dünyasında Bir Gün

Sekiz yıl... Tam sekiz yıl boyunca peşinde koşturduğum bir röportaj. Konuk kim? Fuat Tosyalı…

Radyo günlerimde, örnek aldığım, saygı duyduğum bir sanayici olarak ona bir e-posta attım. "Bir gün sizinle röportaj yapmak isterim." dedim.

Gelen yanıt çok netti: "Biz iş insanıyız, işimizle konuşulmalıyız. Sanayiciler pek konuşmayı sevmez."

İşte o gün, bu işin zor olacağını anlamıştım. Ama pes etmek yok. Yıllar geçti, mecralar değişti, radyo bitti, dijitale geçtim. Ve nihayet, İstanbul Valiliği'nin İstanbul Çocukları Vakfı etkinliğinde kader yollarımızı yeniden kesiştirdi.

Bu sefer fırsatı kaçırmadım. "Fuat Bey, bir röportaj vermek bu kadar zor olmamalı!" dedim. Hafif bir gülümsedi, sonra dönüp şunu söyledi: "Ben sana röportaj vermem ama seni Cezayir’deki fabrikama götüreceğim. Gel, ne yaptığımızı gör, beni daha yakından tanı."

Teklif cazipti.  Ama ben de şartımı koydum: "Gelirken iki kişi geliriz, garanti olsun diye." Asıl niyet belli, çekim yapmayı kafaya koymuştum.

Mourinho, Tosyalı’nın Uçağı ve Beklenmedik Tesadüfler

Ve kaderin cilvesi... Cezayir’e uçarken bir anda kendimizi Jose Mourinho’nun bindiği uçakta bulduk. Meğer Tosyalı’nın uçağıymış. Ama işin komiği, Fuat Bey bunu en son öğrenen kişi olmuş.

Arkadaşları arayınca sormuşlar: "Senin uçaktan Mourinho niye çıktı?"

Belli ki uçağın, acil bir talep üzerine verildiğinden habersizdi. Sanayicilerin bu kadar meşgul olduğuna ikna oldum. Kendi işlerine o kadar gömülmüşler ki, bazen koca bir uçak bile ellerinden kayıp gidiyor, farkına varamıyorlar.

Fabrikada Bir Gün ve Gözlemler

Cezayir’e vardığımızda, geceyi bir otelde geçireceğimi sandım. Yanılmışım… Fuat Bey, "Ademciğim, burada bizimle çalışan herkesin kaldığı yerde kalacaksın.  Aynı standart, hiçbir fark yok!" dedi.

Meğer fabrikanın içinde, çalışanlar için otel gibi bir konaklama alanı inşa etmiş. Üstelik kendisi de orada kalıyor. Yani sanayicilik bir yaşam biçimi... Masa başında teori tartışmaktan çok, sahada işin nabzını tutmak önemliymiş, onu bir kez daha gördüm.

Sabah, büyük bir heyecanla fabrikayı gezmeye başladık. Ama içimden bir ses sürekli "Röportajı al, fırsatı kaçırma!" diyordu. Fakat gördüğüm manzara karşısında ben de bir durup düşündüm.

Burası devasa bir sanayi kompleksi. Limandan ham madde çekiliyor, yüzlerce mühendis fabrikada çalışıyor. Bin sekiz yüz derecelik fırınları gösterdiler ki, oraya herkesi sokmuyorlarmış. Endüstriyel bir cehennem gibi ama aynı zamanda bir mühendislik harikası.

İşte o an şunu anladım: Ben bu adama sekiz yıl boyunca röportaj için mesaj atmışım ama adamın bu kadar işin arasında benimle oturup konuşacak vakti bile yokmuş!

Sonunda Röportaj!

Ama yılmadım. "Fuat Bey, buraya kadar geldik, zaman akıp geçiyor. Hatırımız da var, şu röportajı burada yapalım." dedim.

Ve nihayet, beklenen o cümle geldi: "Seni kırmayacağım. Röportajı yapalım. Ne istiyorsan sor."

İşte, gazetecilik inadı kazandı! Cezayir’in ortasında, sanayiciliğin nabzını tutan biriyle birebir konuşma fırsatı yakalamıştım. "Röportaj nerede Adem?" diyenlere de peşinen cevabım var. Haftaya YouTube kanalımda yayında olacak… Bu röportaj için çok çabaladık. Eksiksiz, belgesel tadında güzel bir izleti deneyimi sunmak istiyoruz sizlere… Bir parça da dijital arşivimize gurur duyacağımız yeni bir içerik.

Cami, Cezayir ve Bir Son Sürpriz

Röportajı tamamladık, havalimanına gidiyoruz. Yolun kenarında devasa bir cami gördüm. "Bu nedir?" dedim.

Fuat Bey, "Bunu görmek ister misin?" dedi. "İsterim." deyince şoföre "Yolu çevir." dedi.

Meğer camiyi kendisi yaptırmış. Ama öyle alelade bir ibadethane değil. Türkiye’den özel olarak getirtilmiş malzemelerle, hem estetik hem de fonksiyonel olarak tasarlanmış bir yapı.

Cezayir’in en önemli tarihi şahsiyetlerinden birinin adını vermiş. Cami yaşayan bir eser. Kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler düşünülmüş, devasa avizesi dünyanın sayılı örneklerinden biriymiş.

Üstelik, sadece yaptırmakla kalmamışlar, yıllardır bakımını da Tosyalı Holding üstlenmiş. İşte, kalıcı iz bırakmak dedikleri şey…

Bu camiyi görmek de benim için çok keyifliydi. Bir sanayicinin iş dünyasındaki başarıları kadar, sosyal sorumluluğa bakış açısının da ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim.

Bazı insanlar, yaptıkları işlerle dünyaya şekil veriyor. Fabrikalar kuruyor, ekonomiye yön veriyor, binlerce insana iş imkanı sağlıyorlar. Ama bazıları, aynı zamanda arkasında bırakacağı manevi mirası da düşünüyor.

Ve böylece, sekiz yıl süren röportaj kovalama macerası, bir sanayicinin dünyasını anlamakla sonuçlandı. Kimi insan sözleriyle kimi de işleriyle konuşur...

Ben de bu geziyle, konuşmayanların bile anlatacak çok şeyi olduğunu bir kez daha görmüş oldum.

Başa dön